top of page

Alâettin Bahçekapılı yazısı: Kentli olmak ve davranmak

  • Yazarın fotoğrafı: HaberciGazete
    HaberciGazete
  • 16 Eki 2022
  • 4 dakikada okunur


KENTLİ OLMAK VE DAVRANMAK...


Alâettin BAHÇEKAPILI

Gazeteci, Yazar, BRT Yayın Grubu Genel Yayın Yönetmeni


-Bu yazı, dün ölüm yıldönümünde özlemle andığımız çevre ve kent savaşımcısı Yük. Mim. Oktay Ekinci'ye adanmıştır-


“İnsan yaşadığı yere benzer.” Böyle der Edip Cansever, bir şiirinde. Şair inceliğini taşımasının ve şiirsel bir derinliği olmasının ötesinde felsefi ve sosyoekonomik bir boyutu da var bu dizenin. Öyle ya, insan doğduğu büyüdüğü coğrafyaya olduğu gibi, iş-aş peşinde koştuğu, çoluk çocuğa karıştığı, yaş yaşadığı yere/yöreye, köye/kente/ülkeye de benzer. Yaşadığı bu ortama göre nitelenir; köylü ya da kentli. Bu ortam içindeki üretim ilişkilerine göre de adlandırılır; rençber, ağa, işçi, tüccar, sanayici, bürokrat... yöneten ya da yönetilen.... Hangi ortamda yaşarsa yaşasın, hangi işin ucundan tutarsa tutsun, insanın “yaşadığı yere benzemesi” için o yerin olmazsa olmazı niteliğindeki özelliklerini içselleştirmesi ve buna uygun davranışlar içinde bulunması da gerekir. Yoksa, köyde “kentli yaban”, kentte “köylü yabancı” olur. Musa’ya da, İsa’ya da yaranamaz.

Bilindiği gibi, insanoğlu, önce toplayıcı, avcı, sonra toprak işleyerek üretime katılan köylü toplulukları biçiminde yaşadıktan sonra, değişen üretim ilişkileri nedeniyle çok uzun süreçte kentsel yerleşmelerde varlık gösterdi ve kentleri yarattı. Günümüzde, “kentleşme, gelişmemiş ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerdeki gelişim sürecidir ve canlıdır. 19. ve 20. yy.da hızlanan modernleşme aşamasıdır. Kentleşme, yalnızca nüfus birikimi değildir. Ekonomik, toplumsal, teknolojik alanlardaki değişimin/gelişimin sonucu oluşan süreçtir. Bu süreç, bireylerin de toplumun da tutum ve davranışlarını etkileyen süreçtir.” Sürekli daha iyiye ve daha güzele ulaşma çabası içinde olan insanın, homosapiens türünden günümüz insanına doğru “evcilleşmesi sürecinin” ürünüdür kentleşme ve kentlilik. Topluluk halinde yaşamanın ve gereksinmelerini iş bölüşümüyle karşılamanın zorunlu sonucudur kentleşme. Yüksek mimar, düşünür, yazar Cengiz Bektaş bu sürecin kaçınılmaz olduğunu şu tümcelerle vurgular:

“İnsan, insan içinde insan olur. İnsan nerede insanlarla yaşamın çeşitliliğinde birlikte olabilir? Kentte! İnsanları birbirleriyle buluşturan söyleştiren kentte... Kent buluşma demektir. Kent paylaşma demektir.



Peki kenti kim yapar? Nasıl kent olur bir yerleşme? İnsanlar yapar kenti. Ona bir şeyler, kendi çağından insanlaşma yolunda bir şeyler katabilen insanlar yapar... Kendileri... Bu işi başkalarına bıraktı mı kent onların olur çıkar. Yönetenlerin kralların sultanların despotların örneğin.”

Evet, insanlar kentlerde, birlikte yaşamaları nedeniyle hem üretim, paylaşım ilişkilerinde, hem de yönetim biçimlerinde birtakım kalıplar ve değerler oluştururlar, kendiliğinden. Buna genel bir tanımlamayla “kültür” diyoruz, “kentli kültürü.” Bu davranış kalıpları, değerler toplamı insanoğlunun yaşadığı yere katkısıdır, olumlu ya da olumsuz düzlemde.

“* Yayaların kaldırımdan yürümesi,

* Balkonlardan aşağı çöp atmama,

* Yerlere tükürmeme,

* Araç ve yaya trafiği değerlerine uyma,

* Yüksek sesle konuşmama,

* Selamlaşma,

* Daima diğer insanlarla birlikte olduğunu unutmama,

* Kendi özgürlük sınırının diğerinin özgürlük sınırının başladığı yerde bittiği erdemini kabul etme,

* Sorunlarını barışçı ve hukuksal zeminlerde çözme eğilimleri vb.”

Bu donanımlar, insanoğluna kentli kimliği verse de, “kentli olmak, kentin sunduğu ve dayattığı değerlerine ister yararlanın, isterseniz yararlanmayın katılmak durumunda olmak anlamına gelir” öte yandan. Bu nedenle, yollardan parklara, meydanlardan sokaklara, çöpten emlağa, otoparktan kanalizasyona, özürlülerin yararlanacağı toplu taşıma araçlarından yaya kaldırımlarına, paralı ya da parasız herkesin yararlanması gereken sağlık hizmetlerinden kültür tesislerine her yurttaşın birlikte ulaşabileceği olanaklar bütününe ancak ve ancak “katılımla” varılabilir. Bu, kentli olmanın kaçınılmaz ve zorunlu bir koşuludur. Ayrıca, kentli olmak, hem kendi, hem de başkalarının sorumluluğunu taşımak, kendine ve başkalarına saygı duymak demektir.

Böyle baktığımızda, demografik, ekonomik ve sosyo-kültürel bir değişmeyi ifade eden kentlileşmenin bir kültür değişmesi olduğunu, kırsaldan gelip ileri üretim biçimleri içinde yer alan kentlileşme yolundakilerin fiziksel ve davranışsal olarak da uyum içinde olmaları gerektiğini söyleyebiliriz.

Şehir Plancısı Gökçe Sarı “kentler içinde yaşayan toplulukların yaşama tarzlarına göre şekil alıyor” derken, insanın yaşadığı çevreden etkilenirken ve “yaşadığı toprağa benzerken”, aynı zamanda, yaşadığı çevreyi etkilediğine ve biçimlendirdiğine de vurgu yapıyor.

Etkilediğimiz ve etkilendiğimiz kentte, “kentli olabiliyor muyuz?” Bunu zamanın ve uzamın insafı ölçüsünde bir başka yazımızda irdeleriz belki.

Sözü bitirmeden, Edip Cansever’in o güzelim “Mendilimde Kan Sesleri” adlı şiiriyle baş başa bırakalım sizi. Bu da armağanınız olsun!

“Her yere yetişilir

Hiçbir şeye geç kalınmaz ama

Çocuğum beni bağışla

Ahmet Abi sen de bağışla

Boynu bükük duruyorsam eğer

İçimden öyle geldiği için değil

Ama hiç değil

Ah güzel Ahmet abim benim

İnsan yaşadığı yere benzer

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

Suyunda yüzen balığa

Toprağını iten çiçeğe

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine

Konya’nın beyaz

Antep’in kırmızı düzlüğüne benzer

Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir

Denize benzer ki dalgalıdır bakışları

Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına

Öylesine benzer ki

Ve avlularına

(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)

Ve sözlerine

(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)

Ve bir gün birinin adres sormasına benzer

Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne

Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına

Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına

Minibüslerine, gecekondularına

Hasretine, yalanına benzer

Anısı işsizliktir

Acısı bilincidir

Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan

Gülemiyorsun ya, gülmek

Bir halk gülüyorsa gülmektir

Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.

Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden

Dirseğin iskemleye dayalı

-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --

Cıgara paketinde yazılar resimler

Resimler: cezaevleri

Resimler: özlem

Resimler: eskidenberi

Ve bir kaşın yukarı kalkık

Sevmen acele

Dostluğun çabuk

Bakıyorum da şimdi

O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi

Biz eskiden seninle

İstasyonları dolaşırdık bir bir

O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar

Nazilli kokardı

Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası

Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında

Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen

Kadının ütülü patiskalardan bir teni

Upuzun boynu

Kirpikleri

Ve sana Ahmet Abi

uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki

Sofranı kurardı

Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı

Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi

Çocuklar doğururdu

Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar...

Bilmezlikten gelme Ahmet Abi

Umudu dürt

Umutsuzluğu yatıştır

Diyeceğim şu ki

Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler

Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi

Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse

Çocuklar, kadınlar, erkekler

Trenler tıklım tıklım

Trenler cepheye giden trenler gibi

İşçiler

Almanya yolcusu işçiler

Kadınlar

Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi

Ellerinde bavullar, fileler

Kolonyalar, su şişeleri, paketler

Onlar ki, hepsi

Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler

Ah güzel Ahmet Abim benim

Gördün mü bak

Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

Ve dağılmış pazar yerlerine memleket

Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile

Gelse de

Öyle sürekli değil

Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün

O kadar çabuk

O kadar kısa

İşte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar

Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri.”


Alâettin BAHÇEKAPILI


Comments


bottom of page